Okulun popüler şahsiyeti, laboratuvar mağduru
G: Dermoş napıyo acaba? Du bakiyim bir mesaj atıyım...
N: Dermoş kim?
G: Dermoş ya, sizin sınıftaki Derman işte!
N: Sen Derman'ı tanıyor musun?
G: E tanıyorum bizim Dermoş işte!
N: Onunla arkadaş mısın sen?
G: Nasıl yaa, evet nolduki?
N: Ya, o kızın notları çok yüksek
G: (Şaşkınlık ifadesi)
N: Hem de çok popüler
G: Bizim Derman'dan mı bahsediyorsun?
N: Evet, evet...
Hay Allah'ım ne günlere kaldık. Ben de bu popülerlik olayları ortaokulda, lisede falan kaldı sanırdım. Koparttın beni Allah kahretmesin emi! Geçen gün arkadaşımın bana aktarmış olduğu konuşmanın bir kısmını buraya yazıyım dedim, söz konusu kişi ben, şahsen, bizzat, kendim olduğundan çok komiğime gitti. Ayrıca popüler olduğumu da bilmiyordum. Zaten kız baya şaşırmış, sanki ben kimseyle konuşmuyorum, arkadaş olmuyormuşum gibi. Bir de benim bu kızla pek muhabbetim yok, mesela bazen soru soruyorum, kız bana mal mal bakıyor anasını satıyım. Ben de niye öyle salak bir bakış attığını hiç anlamıyordum, herhalde benim kendisiyle konuşmama şaşırıyordu diye düşünmeye başladım bu konuşmayı duyduktan sonra.
Ha şu çok çalışkan, notları çok yüksek notuna kızdım ama, cık cık. Gerçekten notlarım çok yüksek olsa bir derece anlarım da notlarım zaten yüksek değil bari nazar değdirmeyin ülen!
Konu notlardan açılmışken, günlerdir 'öküz' gibi çalışıyorum. Hocalar birsürü ödev verdiler, yap yap bitmiyor. Finallere de bir hafta kaldı, hafta içi bütün ödevleri teslim etmemiz gerekiyor, nasıl yetişecek bilmiyorum. Son güne bırakırsan olacağı budur işte...
Dün de fizikokimya laboratuvarından uygulama sınavı olduk, ya yaptığım embesillikler anlatmakla bitmez, kaç alacağımı gerçekten çok merak ediyorum, 100 de alabilirim 50 de...
Üç komponentli sistemlerle ilgili bir deney denk geldi bana. Titrasyon yapıcam 20 ml su koyacağıma 10 ml koydum, üstüne de 5 ml etil alkol eklediğim sırada 10 ml su koyduğumu fark edip terlediğimi hissettim. Hoca da arkamda duruyor. Ondan sonra puarı çıkarıp hemen su büretine takıp 10 ml daha su ekleyip çalkaladım güzelce. Sonra etrafımda mal gibi indikatör aradım, yetmedi bir de arkamı dönep "Hocam nerde bunun indikatörü!" dedim, hoca ne dediğimi anladı mı bilmiyorum ama ben nasıl bir salaklık yaptığımı fark edip hemen önüme dönüp titrasyona başladım. Sonra hoca gelip kaç ml'den başlattığıma bakıp bakmadığımı sordu, ben de onları ayarladığımı söyledim. Sonra deneyi yaptım, hoca sınav kağıdındaki tabloya yazdığım değere bakıp, "Tamam" dedi. Sonra erleni yıkattırdı. Hemen ardından da işlemleri yapmak için arka tarafa gidip oturdum. Tabloyu tamamen doldurup hesapları yaptım ama çok malım valla hoca sayfanın yarısını boş bırakmış, tablodaki satırlardan birinde işlemleri tek tek yazın diye. Ben yazdım ama, hepsini yazmadım ama gerçekten onları yazdırmasına hiç gerek yoktu. Yani dandiri b.ktan bir kütle hesabını lise hocası bile yazdırmaz. Herkes yazmış benim dışımda. Aslında o kütle hesaplarını falan ben de tek tek yaptım ama ben sadece tabloya çıkan sonucu yazdım, diğerleri aşağıda işlemleri de yazmış, ayılar. Sonra üçgen grafik kağıdına grafik çizdik, su-etilalkol-karbontetraklorür için. Grafiğim de mal gibi oldu. Aslında grafiğim doğru, bu deneyde çizilen eğri bütün noktalardan geçmek zorunda ama değerlerden birinde sapma var. Zaten derste yaptığımızda da birinde sapma oluyordu muhakkak. Bazıları noktaların hepsinden geçirmiş ama çoğunluk sapma olan noktadan geçirmemiş. Ben de sınav sırasında hocaya sordum geçiriyim mi geçirmiyim mi diye, hoca da ne görüyorsan onu yap dedi. İnsan söyler ya, sanki bilmediğimden soruyorum sinir oldum.
Bir de şöyle bir durum var, önceden deney raporlarında o noktadan geçirenlere de geçirmeyenlere de onay vermişti, o yüzden grafikten puan kırar mı bilmiyorum. Ne mal bir iş ya!
Neyse ben gideyim şimdi, daha yapmam gereken çok ama çok iş var!
Sevgiler.
Abraxas...
23.05.2009
N: Dermoş kim?
G: Dermoş ya, sizin sınıftaki Derman işte!
N: Sen Derman'ı tanıyor musun?
G: E tanıyorum bizim Dermoş işte!
N: Onunla arkadaş mısın sen?
G: Nasıl yaa, evet nolduki?
N: Ya, o kızın notları çok yüksek
G: (Şaşkınlık ifadesi)
N: Hem de çok popüler
G: Bizim Derman'dan mı bahsediyorsun?
N: Evet, evet...
Hay Allah'ım ne günlere kaldık. Ben de bu popülerlik olayları ortaokulda, lisede falan kaldı sanırdım. Koparttın beni Allah kahretmesin emi! Geçen gün arkadaşımın bana aktarmış olduğu konuşmanın bir kısmını buraya yazıyım dedim, söz konusu kişi ben, şahsen, bizzat, kendim olduğundan çok komiğime gitti. Ayrıca popüler olduğumu da bilmiyordum. Zaten kız baya şaşırmış, sanki ben kimseyle konuşmuyorum, arkadaş olmuyormuşum gibi. Bir de benim bu kızla pek muhabbetim yok, mesela bazen soru soruyorum, kız bana mal mal bakıyor anasını satıyım. Ben de niye öyle salak bir bakış attığını hiç anlamıyordum, herhalde benim kendisiyle konuşmama şaşırıyordu diye düşünmeye başladım bu konuşmayı duyduktan sonra.
Ha şu çok çalışkan, notları çok yüksek notuna kızdım ama, cık cık. Gerçekten notlarım çok yüksek olsa bir derece anlarım da notlarım zaten yüksek değil bari nazar değdirmeyin ülen!
Konu notlardan açılmışken, günlerdir 'öküz' gibi çalışıyorum. Hocalar birsürü ödev verdiler, yap yap bitmiyor. Finallere de bir hafta kaldı, hafta içi bütün ödevleri teslim etmemiz gerekiyor, nasıl yetişecek bilmiyorum. Son güne bırakırsan olacağı budur işte...
Dün de fizikokimya laboratuvarından uygulama sınavı olduk, ya yaptığım embesillikler anlatmakla bitmez, kaç alacağımı gerçekten çok merak ediyorum, 100 de alabilirim 50 de...
Üç komponentli sistemlerle ilgili bir deney denk geldi bana. Titrasyon yapıcam 20 ml su koyacağıma 10 ml koydum, üstüne de 5 ml etil alkol eklediğim sırada 10 ml su koyduğumu fark edip terlediğimi hissettim. Hoca da arkamda duruyor. Ondan sonra puarı çıkarıp hemen su büretine takıp 10 ml daha su ekleyip çalkaladım güzelce. Sonra etrafımda mal gibi indikatör aradım, yetmedi bir de arkamı dönep "Hocam nerde bunun indikatörü!" dedim, hoca ne dediğimi anladı mı bilmiyorum ama ben nasıl bir salaklık yaptığımı fark edip hemen önüme dönüp titrasyona başladım. Sonra hoca gelip kaç ml'den başlattığıma bakıp bakmadığımı sordu, ben de onları ayarladığımı söyledim. Sonra deneyi yaptım, hoca sınav kağıdındaki tabloya yazdığım değere bakıp, "Tamam" dedi. Sonra erleni yıkattırdı. Hemen ardından da işlemleri yapmak için arka tarafa gidip oturdum. Tabloyu tamamen doldurup hesapları yaptım ama çok malım valla hoca sayfanın yarısını boş bırakmış, tablodaki satırlardan birinde işlemleri tek tek yazın diye. Ben yazdım ama, hepsini yazmadım ama gerçekten onları yazdırmasına hiç gerek yoktu. Yani dandiri b.ktan bir kütle hesabını lise hocası bile yazdırmaz. Herkes yazmış benim dışımda. Aslında o kütle hesaplarını falan ben de tek tek yaptım ama ben sadece tabloya çıkan sonucu yazdım, diğerleri aşağıda işlemleri de yazmış, ayılar. Sonra üçgen grafik kağıdına grafik çizdik, su-etilalkol-karbontetraklorür için. Grafiğim de mal gibi oldu. Aslında grafiğim doğru, bu deneyde çizilen eğri bütün noktalardan geçmek zorunda ama değerlerden birinde sapma var. Zaten derste yaptığımızda da birinde sapma oluyordu muhakkak. Bazıları noktaların hepsinden geçirmiş ama çoğunluk sapma olan noktadan geçirmemiş. Ben de sınav sırasında hocaya sordum geçiriyim mi geçirmiyim mi diye, hoca da ne görüyorsan onu yap dedi. İnsan söyler ya, sanki bilmediğimden soruyorum sinir oldum.
Bir de şöyle bir durum var, önceden deney raporlarında o noktadan geçirenlere de geçirmeyenlere de onay vermişti, o yüzden grafikten puan kırar mı bilmiyorum. Ne mal bir iş ya!
Neyse ben gideyim şimdi, daha yapmam gereken çok ama çok iş var!
Sevgiler.
Abraxas...
23.05.2009
Tüm Türkiye'nin Başı Sağolsun...
Filed under:
Türkan Saylan
Her ölüm haberiyle birlikte birkaç cümle söylüyoruz. Çok iyi insandı. Evet, hakkkımız helal olsun... falan filan. Bizim üstümüzde hakkı olanlar için ne söylenir bilemiyorum, Türkan Saylan.Tek bildiğim üzgün olduğum ve üzgün olduğunu bildiğim yüzbinler ve hatta milyonlar....
"Her insan çok değerli ama bazıları daha değerli" demiş birisi, kim olduğunu bilmiyorum. Türkan Saylan onlardan birisi benim için, ancak maalesef bazı kesimler tarafından uğradığı haksızlığı da görmezden gelemeyiz. Bu konuyla ilgili ÇYDD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu devletin Ergenekon Soruşturması'nda haksızlığa maruz bırakılan Türkan Saylan'dan özür dilemesini istemiş. Kimbilir belki devlet özür diler ama bu Türkan saylan'ı geri getirmeyecek, bu aşikar. Kalbimizde kanayan yara da geçmeyecek...
Türkiye'de son yıllarda yaşanan olaylara ise akıl sır erdirmek çok güç gerçekten. Aslında her şey o kadar açık ve net ki, sorun da tam olarak bundan kaynaklanıyor olsa gerek. İnsanların düşüncelerinin birbirinden farklı olmasını anlıyorum ama tüm bu olup biteni (insanların bu kadar aymaz olmalarını) inanın beynim algılayamıyor. İnsanların duyarsızlığını bu kadar bariz bir şekilde görmek sinir bozucu.
Bugün, ömrünü gençlerin, çocukların kısacası ülkemizin geleceğine adamış bir insanı kaybettik. Dahası onu bir terör örgütüne mensup olmakla suçladık.
Ergenekon davası denilen bir şey yaratıp aydınlarımızı, gazetecilerimizi, öğrencilerimizi vs. vs. yi sindirme politikaları içinde asıl suçluları başımızın üstünde gezdirir olduk... Bir de bunu ele güne karşı yaptık, ne davanın gizliliği ne de bilmem ne...
Yazık...
Abraxas...
18.05.2009
Başka Çareler Bulmak Gerek...
Filed under:
uyuzluk
Canıma tak etti artık ya!Tamam, itiraf ediyorum diyet falan yapmıyorum. Bugün irademe yenik düştüm ve gidip pizza yedim, bir de üstüne soğuk bir -hayır, su değil- cola içtim.
Şimdi de evde suyumu kaynattım ve karışık bitki çayı içiyorum. Eğer haftasonu işler yolunda giderse bugün yemiş olduğum pizzadan -sadece ondan- kaynaklanan şişkinliğin inmiş olacağını ve onun yerinde de tam olarak yellerin eseceğini umuyorum. Hayal dünyası işte, ne yaparsın...
Annem de bugün beni uyuz etti zaten. Eve yoldayım diyip de iki saat sonra gidince kızdı haklı olarak ama kızması önemli değil, gayet normal bir şey sonuçta. Asıl beni sinir eden "Teyzenle mi görüşüyorsun? Habire yok Beşiktaş, yok Mecidiyeköy, aman neymiş efendim Üsküdar, Kabataş.... Sürekli bir yerlerdesin. Bak eğer görüşüyorsan..."
-Ne diyorsun anne sen ya, sen beni sorguluyor musun? Hesap mı soruyorsun? İnanmıyor musun?
Ayıp be ayıp!
"Ne bileyim ben olabilir yani!"
-Anneeee o kapıyı çarpıp çıkan benim. Sen ne dediğinin farkında mısın?
"Farkındayım tabi! İki saat yolda kalır mı insan!"
.........
Tabiki haklıydı annem. O kadar saat yolda kalmak da ne demekmiş! Ama salaklığım yüzünden oldu, anlattıysam da inandıramadım.
- İllaha fiş mi göstercem anne, al bak Beşiktaş Ziraat Bankası'ndan para çektim. Bak saatine, tarihine!
Aldı baktı da içi rahat etti. Aslında pek rahat etmedi, başımda iki saat konuştu durdu.
Bir de diyor ki; " Eğer görüştüğünü duyarsam... Eğer sen bana görüşmüyorum diyip de görüşüyorsan..." diye saatlerce söylendi durdu. Ben de kafayı yedim haliyle. Karışma bana, kiminle istersem konuşurum ben dedim. Konuşma dediği de düşman olsa anlayacağım yani, alt tarafı teyzem... Ne teyze ama!(?)
Bazen hakikaten yalnız kalıp kafamı dinlemek istiyorum...
Bir de diyor ki "Eğer ben senin annensem görüşmezsin!" Lafa bak, mal mal cümleler söyleyip beni iyice çileden çıkardı. Sonra da bankadan çektiğim paranın hesabını sordu bir güzel, naptın bu parayı? Şimdi ne kadar kaldı... Yok yok böyle biter mi hiç, sonra cüzdandaki paranın yarısını alıp alışverişe gitti... Ahh, tam olarak da şimdi geldi....
Gidiyim de kapıyı açayım bari...
Sevgiler...
Abraxas...
24.04.2009
Öğrenciyim Öğrenci :)
Filed under:
adsorpsiyon izotermi,
aktivasyon enerjisi,
fizikokimya,
freundlich,
nümerik analiz,
quiz
Birazdan fizikokimya laboratuvarına çalışmaya başlayacağım. Yarın lab. dersi var ve büyük ihtimalle (% 99.99999... ) yarın quiz ve buna ek olarak bir de sözlü olacağız her hafta olduğu gibi. Hem de sevdiğim hocalardan biri gelecek yarınki deneye, dolayısıyla iyi bir not almam şart, rezil mi olalım değil mi? :) Zaten şunun şurasında 3 adet deneyim kalmış, alnımın akıyla bitireyim şu laboratuvarı.Bir de fizikokimya en dandirik ders, laboratuvarı da ayrı bir kolay dolayısıyla çalışması da zevkli oluyor. Hoş daha geçen hafta yaptığımız deneyin raporunu tamamlayamadım. Anlamadığım birkaç yer olduğunu bugün fark ettim, tabiki tesadüfen... Yarın da imzalatacağız deney raporlarını, ne yapacaksam artık bilemiyorum.
Bir önceki paragrafta fizikokimyaya en dandirik ders demiştim ama bütlerde zar zor geçtiğimi de belirtmek isterim. (Bkz. Bir Teselli Ver ve Bütünlemeler de Bitti!!! ) Ne günlerdi ama... Vay bee zaman su gibi akıp geçiyor derlerdi de inanmazdım...
Yarın nümerik uygulama da var. Aslında planım sabah erken kalkıp nümerik analiz uygulamaya gitmek ama halâ emin değilim. Eğer nümerik dersine gidersem erkenden, okulda fizikokimya lab.a da çalışabilirim. Gitmezsem de uyurum mal mal evde. Hangisini yapacağıma karar veremedim. Mantığım nümeriğe git diyor ama kalbim yat uyu diyor. Zor bir seçim olacak benim için.
Aaaa ben önlüğümü de ütülemedim. Sona kalan dona kalır işte ya, ahan da kaldım mı mal gibi.
İş başa düştü gideyim de acilen görevlerimi yerine getireyim.
Sevgiler.
Abraxas...
23.04.2009
Günaydın

Aslına bakarsanız "Günaydın" denilecek vakit geçti geçmesine ama geç kalktım bugün. Sabah telefonumun alarmı çaldığında yatakta öylece durup İstiklal Marşı'nın çalmasını bekledim. Hatta baya bekledim. Çünkü bugün 23 Nisan malumunuz, fakat ne acıdır ki bizim evin önündeki okulda tören kutlanmadı. Resmen inanılmaz, hoş artık 'İnanılmaz' dediğimiz şeylere de birer birer alışıyoruz ya Allah sonumuzu hayır etsin. Bakalım daha neler gelecek başımıza... Sonra oturmaktan sıkılıp tekrar yattım. 12.00 gibi de kalktım işte. Çocuk olduğum söylemez ama bir zamanlar çocuk olan biri olarak çocuklarımızın Atatürk'ün ilke ve inkılaplarını çok iyi bilmelerini, anlamalarını ve benimsemelerini yürekten diliyorum.
Dün çok yorgundum. Sabah bilgisayar dersi vardı. Derse gittim ama başım felaket ağrıyordu, bu aralar başım çok ağrıyor zaten. Kahve içmeyi falan kestim, en azından baya azalttığımı söyleyebilirim. Aslında diyete başladım, salı günü. :) Normalde bayanların pazartesi başlayıp salı günü diyete son verdikleri söylenir. Ben de pazartesi günü başlamıştım ama arkadaşların aklına uyup Kahve Dünyası'na gidince diyet falan yalan oldu, o yüzden de salı günü tekrar başladım. Çok istikrarlı bir şekilde devam ediyorum. Bugün 3. günümdeyim. Diyet şart oldu zaten, yüzmeyi de bırakınca bir anda çok kilo almıştım. Şimdi kiloları verme vakti. Hatta ve hatta güzel bir havuz bulursam yazılmayı düşünüyorum ama duyduğuma göre havuzlar da şimdiden dolmuş. Bakacağız artık... Gerçi anneme "Bundan sonra yemek yapma!Cacık, brokoli, salata, semizotu salatası vs. yap!" demiştim ama ben bunu söyledikten sonra annem yemek yapma olayını abarttı. Ben de evde yemek yemiyorum. :)
Stephan King'in bir kitabına başladım, Karanlık Çökünce. İlk defa bir Stephan King kitabı okuyorum, beğenirsem devamı da gelir artık. Henüz kitabın başında olduğum için şimdilik kitapla ilgili yorum yapamıyorum. Daha önce hiçbir kitabını okumamış olsam da Yeşil Yol (The Green Mile) ve Yüzyılın Fırtınası (Storm Of The Century) adlı filmleri izlemiştim. Zaten korku, gerilim vs. tarzı filmlerini de pek izleyemiyorum. Korkuyorum sonra. :)
Neyse efendim şimdilik gidiyorum.Yine çok gevezelik yaptım. :)
Sevgiler.
Abraxas...
23.04.2009
Atam'dan bugüne dair...
Sevgili Öykü arkadaşımızın blog camiasında Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili başlatmış olduğu harekattan yeni haberim oldu. Bu konuyla ilgili blogcular kendi sayfalarında Atatürk'ün sözlerine, şiirlerine, resimlerine ve onunla ilgili videolara vs. yer vereceler... Ben de Atatürk'ün söylemiş olduğu sözlerden birisini paylaşmak istiyorum:"Bütün zorba hükümdarlar hep dini alet edindiler. Hakiki ulema, dini bütün alimler hiçbir vakit bu zorba hükümdarlara boyun eğmediler. Fakat gerçekte alim olmamakla beraber, sırf o kılıkta bulundukları için alim sanılan, çıkarına düşkün haris ve imansız hocalar da vardır. Hükümdarlar işte bunları ele aldılar ve işte bunlar dine uygundur diye fetva verdiler. Gerektikçe yanlış hadisler uydurmaktan çekinmediler. Gerçek ve imanlı ulema her vakit her devirde bunların kinine hedef oldu."
Atam keşke herkes anlayabilseydi seni ve düşüncelerini. Yazık ki beceremedik, anlatamadık, anlayamadık seni...
Abraxas...
20.04.2009
Aslında Yediğimiz Ağda...
Geçenlerde 'Gıda' konulu bir seminere katılmıştım. Konuşmacılardan birisi sanırım kimya veya gıda mühendisi olan bir beydi ama adını hatırlamıyorum. Adam tam bir manyak. Manyak dediysem iyi anlamda yani, baya bilgili falan bir adam. Zaten adamın gözlerinden zekanın fışkırdığını bizzat kendi gözlerimle gördüm. Gıda Sektörlerine Bakış ve Ar-Ge Çalışmaları, Gıda Sektöründe Sorumlu Yöneticilik, Gıda Sektöründe Ambalajlama, Atölye Çalışması, Gıda Sektöründe Bir Fabrika Tasarımı, Kurulumu ve Fizibilite Çalışması, Gıda Güvenliği ve Kalite Yönetim Sistemleri, Koruyucu Kimyasallar ve Katkı Maddeleri, Panel_Gıda Hakkı ve Su Hakkı gibi başlıklardan oluşan bir seminer. Tabi konuşmacılar da gıdayla ilgili kişilerden ve akademisyenlerden oluşmakta. Benim bahsettiğim konuşmacı da (ismini hatırladım ama neyse söylemiyeyim şimdi) daha önce gıda sektöründe bir süre çalışmış fakat daha sonra sektörün pisliğinden falan dayanamamış ve ayrılmış birisi. Dolayısıyla gıda sektörünün en pis ve en iğrenç yanlarını bize anlatan tek kişi de oydu. (16-17 konuşmacı içinden.)Tabi her konuşmacı en aşağı bir saat o sıkıcı müfredatlardan falan bahsedince beynimiz haliyle ambale oldu. Zaten sabahın köründen akşamın bilmem kaçına kadar hakkında çok da fazla şey bilmediğin bir konuyla ilgili seminere katılınca böyle oluyor.
Konuşmacıların çoğu oturarak yaptı konuşmalarını. Zaten yorgunluktan ve uykusuzluktan ölmüşüz, iyice kendimizden geçtik. Seminerin ilk gününde bu bahsettiğim ve şuan kimya mühendisi olduğunu hatırladığım bu bey, kominist olabilitesi yüksek ama konumuz bu değil, konuşma yapmıştı ama sanırsam bir konuşmacının işi çıktığı için 2. gün de konuşma yapmak için geldi. Koruyucu Kimyasallar ve Katkı Maddelerinden bahsetmek üzere yerini aldığında salonda da bir uğultu oluşmuştu.
Anaaa dünki adam değil mi lan bu!
Vavsss adamım geldii...
falan gibi enteresan cümleler havada uçuşmaktaydı.
Bu ne biçim seminer???
Adam akşamdan kalma olduğunu belirterek başlamıştı konuşmasına.
Herkes yerlerde tabi, dedim ya adam tam bir manyak. Bu şarapla ilgili duyusal analiz uzmanlarından falan bahsetti. Önceki gün de duyusal analizin ne olduğunu falan öğrendiğimizden konuya yabancı kalmadık Allah'tan. Atölye çalışmasında aromaların falan ne olduğunu öğrendik.Mesela çok azcık bir aromayı kokladığınızda bile bayılabilirmişsiniz. Birkaç mg aroma tonlarca ürünün üretiminde kullanılıyormuş, çok ilginç değil mi ama onun dışında herhangi bir zararı yok insana, sadece kokusu fazla keskin. Mesela havaalanındaki güvenlik görevlisine maddelerin aroma olduğu ve koklarlarsa bayılabileceklerini söylemişler. Bizim külhanbeyi de güçlü vücuduna güvenerekten ben yıkılmam diye düşünüp adamlar tam arkalarını döndüklerinde açıp (ufacık bir şişe) koklamış. Tabi sonuç: Küt yerde... Havaalanı polisi olay yerinde terör estirmiş o da ayrı. Herneyse, birsürü gıdanın üretimi anlatıldı bize. Sonra işte amca normal şeyleri anlattı ben de hemen dedim yazıyım şuraya. Aslında çok komik bir şey değil ama yazasım geldi.
- Şimdi mesela şeker üreteceksiniz.
Şeker denilen şey nedir?
Toz şekeri alıyorsunuz ısıtmaya başlıyorsunuz ama kesinlikle yakmayacaksınız. Onun koyu bir kıvamı var, onu tutturmanız lazım, bir de limon sıkıyorsunuz içine. İşte şeker budur.
Bizim zamanımızda böyleydi en azından. Hatta buna 'ağda' da derler. Biz yerdik çok güzel ohh... Şimdiki çocuklara hayatta yediremezsiniz. Kim o renkte bir şeker yemek ister ki? Aromasıydı, boyasıydı bilmemneyiydi falan katmanız lazım, bir de içine oyuncak moyuncak koydunuz mu, tam çocuklara göre. Neyse işte biz çocukken o şekerleri yerken arada bir kıl tüy bir şeyler de çıkardı içinden.
Kahkaha tufanı...
-Ama o zamanlar insanların kılları da temizdi!
-Oooooowwwwsssss
Amca lafı iyi gönderdi anlayana.... :)
Birkaç bir şey daha anlattı, dehşete düşebileceğiniz cinsten.
Başka bir zaman da onları anlatırım.
Sevgiler.
Abraxas...
19.04.2009

